Bayram Üzerine Hatırlamalar

Bayram Üzerine Hatırlamalar

Bayram Üzerine Hatırlamalar

Kurban Bayramı’nda kurban kesimi ve bunun biçimi hakkında farklı tartışmalar var. Ama bayramın birinci günü tüm Türkiye’de gözlenen bazı kesim olayları işi gerçekten çözülmesi gereken bir noktaya getirdi. Sadece İstanbul Boğazı’nı kan nehri gibi akıtan görüntüler bile sorunun ne boyutlarda olduğunu ortaya serdi.

Kurban kesimi konusunda kesim yerleri belirlendi, belediyeler önlemler aldı, medya ve diğer duyuru organları aracılığı ile gerekli duyurular yapıldı. Tüm bunlara rağmen kutsal olarak kabul edilen bir faaliyetin yerine getirilmesi pek çok örnekte hayvanlara yapılan zulme ve vahşete dönüştü. Ne yazık ki, Hayvanları Koruma Yasası bağlamında oluşan itirazlar bu vahşi görüntülere engel olamadı. Dini bayramın inananlar için kutsiyeti bir yana kendimizi ‘insanın barbarlık dönemlerinden kalan vahşet kodlarını’ sormaktan alamadık.

Göksel dinlerin hiçbiri, canlılara eziyet edilmesini onaylamıyor; bazıları insan yaşamını diğer canlılara oranla daha öne alsa da canlı yaşamının kutsiyetini kabul ediyor. Gelişmiş ülkelerin pek çoğunda insan haklarının geliştirilmesi, hayvanların korunması ve her türlü canlı yaşamın sürdürülebilirliğinin sağlanması için yasa ve uygulamalar var. Ama yine de insanların katline, hayvanların şiddete ve zulme uğramasına, ağaçların betonlaşma uğruna yok edilmesine ve canlı türlerinin giderek azalmasına engel olunamıyor. Çünkü canlı yaşamının ‘birinci sınıf’ yok edicisi olan insanın muhtemelen barbarlık çağlarından kalma olan ‘ruhu’ değişmiyor.

İnsanın dünya ile ilişki kurarken kullandığı ‘ruhunun’ iki boyutu var. Birincisi insanın toplum içinde geliştirdiği denetimli boyut… Bu yönüyle insan, yaşamı ve onunla ilgili çevreyi koruyup geliştirmek için yasalar, sözleşmeler üretiyor. İkinci yönü ise ‘ruhunun’ barbarlık kökenine dayanıyor. Bu yanıyla yasaları yok sayıp hâlâ değişememiş olan barbarlık kodlarıyla sosyal ve doğal sözleşmeleri hiçe sayıp canlı yaşama saldırmaya devam ediyor. Dünyanın her yöresinde insanın bu iki yönüne tanık olmaya devam ediyoruz.

***

Bir sosyal bayram her şeyden önce bir barış mesajıdır. Var olan yakınlıkların bir kez daha pekiştirilmesi vesilesidir. Kırgınlıkların giderilebilmesi için fırsattır. Bir başkasına karşı kabahat işlemiş olanın, özür dileyip barış yollarını açmaya çalışmasıdır. Kırgın ve kızgın olanın, kendisine uzatılan barış çiçeğini kabul edip özür dileyene tekrar kalbini açması günleridir.

Bayram günleri barışı, barışmayı sevmemiz ve kin ile kavgayı yaşamımızdan atmamız gereken özel zamanlardır. Kin ve kavga, yaşamımızda var olduğu sürece başka sorunların oluşmasını engellememiz mümkün değildir. Barış, hem kendimizin hem de çevremizdeki insanların geleceğe ve yaşama sevgiyle bağlanma aracıdır. Bayram ise barışı yakalamak için bize sağlanmış anlamlı fırsatlar demetidir.

Barışı yakalamak sözden öte eyleme gerek duyan bir iştir. Onun için emek vermek gerekir. Bazen “Ben yanılmışım, o olayda sen haklıymışsın” diyebilmek, “seni doğru anlayamadığım için özür dilerim” diyebilecek yürekliliği gösterebilmek gerekir. Takıntılarımızdan, bağnaz alışkanlıklarımızdan, inatçı tavırlarımızdan, yobaz iddialarımızdan kurtulup barışı yakalayabiliriz bayram günlerinde.

Kendini, içindeki iyiliği ve güzelliği ifade edebilmek kimi zaman cesaret ister. Bayram günleri saydamlaşarak içimizdeki iyiliği cesurca gösterebileceğimiz özel dönemlerdir.

Bayram, bir boy aynasıdır. Ona nasıl yaklaşırsan o da seni tekrar eder. Sevgi karşılığında sevgi bulur. Neşe, neşeyle karşılanır.

Gürcan Banger

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ