Bir Baba’dan…

Bir Baba’dan…

BÜYÜKLER VE KÜÇÜKLERİ

Çocuklar babalarının her şeye gücünün yettiğine, onun her sorunu bir şekilde halledebileceklerine inanırlar. Çocuklar için en akıllı, en zeki ve en büyük kişi babalarıdır. Babanın yanında bir oğlun kendini şehzade, bir kızın kendini prenses hissetmesinden daha doğal bir şey yoktur. Çocukların felaket olarak algıladıkları bir durumu, babalarının ağzından çıkan “bir şey olmaz!” cümlesi darmadağın eder.
Oysa babam, arkamızda olduğunu hiç hissettirmedi bize. Arkamızda diye hiç güven içinde hissetmezdik kendimizi. Aksine bizim “zor durum” olarak algıladığımız şeyi, tam bir felakete dönüştürür, bir-iki dokunuşla çözülebilecek problemi kördüğüm haline getirir, aklımıza hayalimize gelmeyecek olumsuzlukları sıralayıp dururdu.
Çocukların günah çıkarma yerleri ebeveynleridir. Çocukken her sorunumuzu babalarımızla paylaşabilirsek; sızlanmalarla başlayan her türlü sıkıntımızı, üzüntümüzü, isteğimizi onlara iletebilirsek, biraz nazlanarak, biraz çekinerek de olsa suçlarımızı, kabahatlerimizi sonunda onlara itiraf edebiliriz. Daha parmak kadar çocuk iken, onların kızgınlıklarını hangi maskaralıklarla hafifletebileceğimizi, gönüllerini nasıl yumuşatacağımızı hepimiz biliriz. Çocuklar ebeveynlerine küsmenin gücünü ve bunu bir silah olarak kullanmayı erken keşfederler.
Oysa ben babam tarafından “günahkâr” ilan edilmişken, hiç günah  çıkarmadım.  İşlemediğim halde, ısrarla suçlandığım için suçları yüklendim. Babam kızgınlıklarını, öfkesini körpe bedenlerimiz üzerinde hafifletirdi.
Ben hiç küsmeyi öğrenemedim, halen de küsmeyi bilmem.
Yalan söylemeyi de, düzenbazlığı da ebeveynlerimizden, onların sözlerine ve yaptıklarına bakarak öğreniriz.  Babamızın cebinden para çalmayı da, bacak kadarken komşu kızını öpmeyi de, okulu kırpmayı da ve bir şeyi kırıp suçu başkasına atmayı da büyüklerimizden öğreniriz. Zira çocukken büyüklerimizin sözlerine ve davranışlarına inanmaktan başka seçeneğimiz yoktur. Tercihlerimizi onların yönlendirmesiyle yapar, yaşama yönelik tercihlerimizin çoğunda büyüklerimizin payı vardır. Benim matematikte çok başarılı olmama rağmen hiç sevmediğim bir biyoloji dalı olan tıp fakültesini tercih etmem gibi. Babamızın tuttuğu futbol takımını tutarız.
Genelleme yaparsak, ebeveynler, çocukların kendilerine ait arzuları ve tercihlerinin olmasını istemezler; onlarda kendi arzularının yansımasını ve devam etmesini isterler. Çocukları için ; “Aynı bana çekmiş, aynı annesi, aynı babası” denilmesinin nedeni budur. Aynılığın tanıdıklığında sağlanacak güven ve süreklilik duygusu her şeyden önemlidir onlar için. Kendi ısmarlama beklentilerinden bağımsız hareket edilmesinden yana değildirler. Çocukların mutluluğu saçma bir şeydir onlara göre.  Öncelikle çocuklarının kendilerine benzeyen seçimlerine odaklanırlar. Açık yada dolaylı yollarla çocuğa öğretilen temel gerçeklerden biridir bu.  Yani çocuklar önce “arzunun kanunları”nı öğrenirler, içini zamanla doldururlar. Ebeveynlerin izinden giden çocukları da, bu kanunları hayatın olmazsa olmaz gerçeği, vazgeçilemez doğruları zanneder, böylece büyüklerin onların yaşındayken gerçekleştirdiği ya da gerçekleştirmek istediği şeyleri vekâleten yaşamak zorunda kalarak büyüklerinin benzeri bir hayata yolculuğa çıkarlar.
Ve çocukların yaşamı, büyüklerinden duyacakları övgü ve onaylamanın alkışına feda edilir. Üstelik herkes çocukluğundan beri kendisine telkin edilen yaşamın doğruluğunu sorgulamak, dayatılan değerleri gözden geçirmek ve bazılarını reddetmek için gerekli fırsata, akla, şansa ve cesarete maalesef hiçbir zaman sahip olamayacaktır.
Ondandır belki de ileri yaşlarda bile bir türlü kurtulamadığımız uyumsuzluğumuz ve yabanlığımız.

Dr. Murat BAŞ

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ