Düşünce Deneyi 4– Duygu Güncesi’nden
Düşünce Deneyi 4– Duygu Güncesi’nden
Judith Thomson (1929- ) Amerikalı ahlak felsefecisi ve metafizikçidir. Ahlaki nesnelliği savunması, ahlaki haklara verdiği önem, ‘iyi’ teriminin eksik tanımlılığı ve felsefi konularda düşünce deneylerini kullanımı ile tanınır. 1971 yılında yazdığı bir makalede kullandığı düşünce deneyi, bu tekniğin etkileyici örneklerinden birisi olarak kabul edilir.
Ünlü Kemancı
Tartışmalar yaratmış olan makalenin konusu bir yana, düşünce deneyinin kurgulanmasına bakalım: “Bir sabah uyandığınızda kendinizi bilinci yerinde olmayan bir kemancı ile aynı yatakta sırt sırta yatar halde buluyorsunuz. Bilinci yerinde olmayan ünlü bir kemancı… Kendisinde ölümcül bir böbrek hastalığı tespit edilmiş ve Müzik Severler Derneği’nin mevcut tıbbi kayıtlarda yaptıkları incelemelere göre siz ona yardımcı olabilecek doğru kan türüne sahip tek kişisiniz. Bu nedenle sizi kaçırdılar ve dün gece kemancının dolaşım sistemi sizinkine ilişkilendirildi; böylece böbrekleriniz sizinki ile birlikte kemancının kanındaki zararlı maddeleri süzmek için kullanılıyor. Hastanenin yöneticisi size ‘Üzgünüm, bunu size Müzik Severler Derneği yaptı. Bilseydik izin vermezdik. Fakat yaptılar, kemancı şu an size bağlı durumda. Sizi ayırmak onu öldürecek. Çok da önemsemeyin; bu, sadece dokuz ay sürecek bir şey. O süre sonunda iyileşecek ve sonra sizi güvenli bir şekilde ayırabiliriz.’ ”
Ne yapmalısınız? Kemancının hayatını kurtarmak üzere –büyük bir fedakârlık yaparak– dokuz ay bu şekilde yaşamayı sürdürmeye zorunlu musunuz? Cevabınız “Hayır” olabilir; çünkü böyle bir durumu kabul etmek zorunda değilsiniz. Diğer yandan “Evet” diyebilirsiniz; çünkü kemancının yaşamaya hakkı var ve onu kurtarabilecek yegâne kişisiniz. Böyle bir fedakârlık yapmak zorunda olmasanız bile yaptığınızda ahlaki kahraman kabul edileceksiniz.
Bu örneğin bir hamile kadının durumuna benzeyişi açıktır. Dölütü temsil eden ünlü ve başarılı kemancının yaşamaya hakkı vardır ve bunu gerçekleştirebilecek olan kişi hamile annedir. Düşünce deneyinin yaptığı, yaşam hakkı ile bu yaşam hakkını var etmek için ‘ödenmesi gereken bedel’ kavramları arasındaki durumu ortaya koymaktır. Acaba yaşam hakkı, bu amaçla bir başka bedeni kullanma hakkını gerektirir mi? Makalenin yazılmasından bu yana yarım yüzyıla zaman geçmesine rağmen bu soru önümüzdeki on yıllarda değişip çeşitlenebilen görünümlerle tekrar karşımıza gelebilir.
Yukarıda aktardığım örnek, Judith Thomson’ın 1971’de yayınlanan “Kürtajın Bir Savunusu” isimli makalesinde yer alır. Makale, dölütün varlığı karşısında hamile kadının kendi bedenini denetleme, kürtaj hakkı, bireysel yaşam destek birimlerinin denetimi konularını tartışır. Makalede yer alan ahlak felsefesi esaslı düşünce deneyi, kürtaj gibi kritik ve sık tartışılan bir konuda bu düşünsel tekniğin ne denli etkili kullanılabileceğine ilişkin başarılı bir örnek kabul edilir.
Duyuları Aşmak
Yukarıda verdiğim örnek, bir kez daha düşünce deneyi yaklaşımının gücünü ve etkinliğini sergilemeyi hedefliyor. Düşünce deneyleri, sanal senaryolar içinde bizi dünya hakkında yeni bilgilere ulaştıran, çok yönlü sonuç çıkarmaların sistematik süreçleridir. Bir düşünce deneyinde bir bilgisizlik durumundan başlar, düşünür, seçenekleri tartışır ve hiçbir yeni deneysel veri olmadan (önceki bilgi ve deneyimlerimizin ışığında) yeni bilgiler ediniriz.
Evren, insan ve yaşam hakkında bilgi ve deneyimimiz arttıkça, yeni bilgilere erişim için duyularımızın artık yeterli olmadığını fark ediyoruz. Böyle bir durumda teknolojik birikimin sağladıkları yanında aklı ve sezgi gücünü daha etkili kullanmak gerekiyor. Yaşam kültürü olarak geldiğimiz noktada duyuların ötesine geçebilmenin alternatif düşünsel araçlarından birisi olarak düşünce deneyleri yararlı olabilir.
Gürcan BANGER
Duygu Güncesi
