Mucizevi Ev : Rahim Evimiz

Mucizevi Ev : Rahim Evimiz

Mucizevi Ev : Rahim Evimiz

Bir kadın rahmini hissedebildiği kadar kadındır. Çünkü bir kadını bir erkekten ayıran tek şey, aslında bir rahme sahip olmasıdır.

Geçenlerde eşimle ufak bir anlaşmazlık yaşadık. Ben evin soğuk olduğundan yakınıp kat kat giyinirken, o benimle dalga geçerek üşüyor olmamın anlamsızlığını vurguladı. Önceleri üstünde durmadım. Ancak aramızdaki şakalaşmayla geçen bu konuşmanın sonunda birden ağzımdan şunlar çıktı: “Sakın beni kendinle kıyaslama, çünkü ben bir kadınım ve senden daha çok üşümem normal”. Eşim bu cümleden sonra bana “neden ki” diyen gözlerle bakınca cevabı yapıştırmam gecikmedi: “çünkü benim bir rahmim var ve sen bunun nasıl bir şey olduğunu asla anlayamazsın”…

Ağzımdan otomatik olarak döküldü bu cümleler ve basit bir durum olsa da, aslında yaptığım şey kadınlığıma ve rahmime sahip çıkmaktı.

Bugün pek çok kadın bu özel bölgeye sadece bir organ ya da doku gözüyle bakıyor. Fiziksel olarak yorumladığımızda onu da kaslardan oluşan bir yapı olarak görmemiz mümkün. Kaslardan oluşur ve ayda bir kanayarak döllenmemiş yumurtayı dışarı atar. Yumurta döllenirse, doğacak bebek için ev sahipliği yapar. Her şeye bu kadar basit bir açıdan bakabilirsiniz.

Oysa rahim daha ergenliğe adım atar atmaz anlamlı hale gelir. Hatta bir kadının ilk kanaması, rahminin olgunlaştığını gösteren bir işarettir. Rahmin kutsal görevini yerine getirebilmeye başladığına işaret eder. Kadının fiziksel olarak kadın olması, psikolojik ve ruhsal açıdan kadın olmasından önce olur. İşte her şey bu nedenle karmaşıklaşır aslında ve biz kadınlar kadın olmanın gücünü ve kutsallığını daha hatırlayamadan unutur gideriz.

İlkel toplumlarda kız çocuklarının ilk kanamaları hala kutlanan bir durumdur. Ancak modern toplumlarda bu korkulacak ve gizlenmesi gereken; hatta çoğu zaman utanılan bir olgudur. Bir kız çocuğunun kadınlığa geçişi ,modern toplumlarda ilkel topluluklarda olduğu gibi kolayca kabullenilebilen bir şey değildir. Kadının buna sahip çıkması savaş gerektirir. Tabi bu savaşı veren kadınlar ise toplumda pek hoş karşılanmazlar. Bir zamanlar belki “cadı” diye etiketlenerek yakılmış bu kadınlar; bir süre sonra belki “hippi” oldular. Şimdilerde ise içsel yaşamlarını keşfetmeye çalışan ve enerjetik varlıklarıyla ilgilenen “uçuk” kadınlar oldular. Kadın, kadın gibi hissetmekten ve yaşamaktan alıkonulmaya çalışıldı her zaman. Aslında ben buna “rahim” korkusu demeyi daha uygun görüyorum.

Biz kadınlar birer tanrı olmasak da, tanrının “yaratım” dediği şeyi bizler aracılığıyla yaptığı çok açık. Dişi demek doğurganlık ve yaratım demektir. Ve bu nedenle hayatta kalmaya yönelik var olan içgüdülerden daha kapsamlı ve karmaşık bir içgüdüler zincirine sahibizdir. Bu içgüdülerin bir çoğu rahmin işleyişinden gelir. Ne var ki biz kadınlar rahmimizin varlığını ancak ayda bir hatırlarız. Ya da sadece hamile kalmak istediğimizde ya da kaldığımızda…

Kadın rahminde iki tane yumurtalık vardır ve bu yumurtalıklar her ay sırayla, en güzel yumurtalarını seçip, döllenmek üzere hazır ederler. Eğer döllenme olursa pek çok açıdan mucizevi bir süreç başlar. Döllenmezse, bu yumurta kanama yoluyla dışarı atılır. Bizler bu süreci biraz ağrılı hissedebiliriz. Ve ağrı olduğunda yaptığımız şey ilaçlara başvurmaktır.

Şimdi size bu durumu başka bir boyutuyla göstermek istiyorum. Yukarıda da yazdığım gibi rahim kaslardan oluşur ve bu kaslar rahat olduğunda, adet döngülerimiz de ağrısız olur. Peki rahmin gergin olmasına sebep ne olabilir? Pek çok araştırmaya göre kadınlığın bastırıldığı toplumlarda, adet döngülerinde ağrı yaşayan kadın sayısının daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Hatta bu gerginlik perine kaslarına kadar yayıldığında vajinismus yaşama durumu bile ortaya çıkabiliyor. Aslında adet dönemlerinde ağrı yaşıyorsak, bunu ilaçlarla baskılamak yerine, rahmimizden gelen mesajları dinlemeye çalışmak daha anlamlı ve cesaret verici olabilir.

Modern dünyanın kadınları olarak, rahmimizi yok saydığımız; erkekleşmeye çalıştığımız ve kadınsal özellikleri reddeden bir bilinçaltına sahip olduğumuz için içimizdeki kadınla iletişim kuramıyoruz. Kadınlar üzerine yapılan pek çok benzetmenin aşağılama içerdiğini hiç fark etmiş miydiniz? “Kadın gibi ağlama” denir mesela… Ya da rüyada kız çocuk görmek kötüdür ama erkek çocuk görmek iyidir. Bir ortamda sessizlik olduğunda herhangi bir yerde kız çocuğu dünyaya geldiğine inanılır. Çünkü kız çocuk doğması bazı kültürlerde üzüntüyle karşılanan ve hatta aileyi yasa boğan bir durumdur. Hal böyle olunca, “erkek gibi güçlü” olma düşüncesi; ya da erkek egemen toplumda ayakta kalma çabası, kadın olmanın; kadın gibi hissedip, kadın gibi yaşamanın; rahmimizin rehberliğine kendimizi bırakmanın önüne geçiyor.

Acaba kaç kişi rahmin de kalp gibi bir ritmi olduğunu biliyor? Acaba kaç kişi rahmin bir hafızası olduğunu biliyor? Kaç kişi hayatımız boyunca yaşadığımız tüm cinsel birlikteliklerin rahimde iz bıraktığını ve saklandığını biliyor? Böyle güçlü bir organa sahip olmanın anlamını kaç kadın keşfedebilmiş durumda? Rahim bilgedir. O her daim ne yapması gerektiğini bilir. Bizimle sürekli iletişim halindedir. İçgüdüsel olarak ne yapmamız gerektiğiyle ilgili bize bilgi verir. Ancak bize ulaşamazsa, hastalıklar ve ağrılarla bize mesajlar iletmeyi dener. Sadece ayda bir kere hatırlama imkanı bulduğumuz böylesi bilge bir bölgeyi ilaçlar alarak susturmak çok ironik geliyor. Varlığını inkar etmek zorunda kaldığımız rahim, sadece ayda bir kere “ben buradayım” deme imkanı buluyor ve biz onu dinlemek yerine, ağrı kesicilerle susturmayı tercih eder hale geliyoruz. Onunla iletişimimizin önüne geçen durumu araştırıp çözümlemek yerine, onu susturmayı tercih ediyoruz.

Bu yazıyı okuyup okumadığınızı ve sizi ne kadar etkilediğini bilemiyorum ama az da olsa etkilendiyseniz size önerim şudur: her gün sadece 5 dakikanınızı ayırıp, ellerinizi rahminizin üzerine koyun ve gözlerinizi kapatın. Onun titreşimini ve ritmini hissedin; size bir mesajı olup olmadığını duymaya çalışın. Belki bunu ağrılı adet döngüleriniz sırasında yapabilirsiniz. Hamileyseniz bunu hissetmeniz çok daha kolaylaşacaktır. Rahim yuvanızda bir mucize her geçen gün kendisini biraz daha hissettiriyor olacaktır zaten.

Unutmayın güçlü kadın olmak, erkek egemen alanlarda, erkekler gibi davranarak bir şeyler elde etmeye çalışmak değildir. Güçlü kadın olmak demek duygularını bilen, her daim şefkatli ve yumuşak olan, alıcı, sevgi dolu, sonuna kadar sezgilerini dinleyen, mantıkla açıklanamayan konulara kolaylıkla kendisini açabilen, bedeniyle (nasıl olursa olsun) iyi hisseden, her şeyden önce kendisini tanıyan ve her şeyiyle kendisini kabullenebilmiş bir kadındır. Güçlü kadın dış dünyadan onay almaya ihtiyaç duymaz. Kendisine iyi gelmeyen insanları ve olayları bilir ve önlemini alır. Gerektiği yerde tırnaklarını göstererek kendisini korumayı bilir. Affedicidir. Fedakarlık yapar ama bu asla bize gösterildiği gibi “kendisini hiçe sayan” bir fedakarlık değildir. Bunları sadece rahmiyle bağ kurabilmiş ve onunla iletişim kurabilen kadınlar yapabilir. Yukarıda yazdıklarımın herhangi birisiyle ilgili bir sorun yaşıyorsanız, rahimle ya da göğüslerinizle ilgili bir rahatsızlık yaşıyor olmanız olasıdır.

Buradan tüm kadınlara seslenmek istiyorum. Bir rahim sahibi olmak bizi erkeklerden her zaman daha güçlü yapar. Bu onların sahip olmadığı bir donanımdır. Bu nedenle yapmanız gereken, sürekli sizi anlayıp, pışpışlayacak bir eş ya da ortam aramak değildir. Buna sahip olmak tabi ki kötü bir durum değil. Ancak öncelikle yapmanız gereken, kendinizi ve sahip olduğunuz bu donanımı anlamaya çalışmak ve kendinize ve ona hak ettiği değeri iade etmektir. Böyle olduğunda kendinizi her halinizle sevmeye başlayacak ve kadınlığınızı otomatik olarak koruma altına alacaksınızdır. Kadın olmanın gücü çoğu zaman korkutucu bir güç olabilir. Bu güce sahip çıkmak topluma ve kurallara karşı durmayı gerektirebilir. Ancak bilin ki sadece kadın olabildiğinizde kendinizi yuvanızda hissedecek; rahminizin o derin ve güvenli evinde huzur ve mutluluk içinde yaşamaya devam edebileceksiniz.

Şundan eminim ki dünya genelinde, eril enerji biraz yatıştığında ve dişil enerji kendisini biraz daha ifade etmeye başladığında savaşlar, ölümler, açlık ve acı son bulacak ve dünya daha yaşanılası bir yer olacak!

Sevgiyle kalın…

Sibel Sönmez

Doğum Psikoloğu ve Hamile Yogası Eğitmeni

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ