Bol Bol Sohbet

Bol Bol Sohbet

Öncelikle ben çocuk yetiştirme uzmanı ya da pedagog değilim. Ama iyi bir dinleyiciyim, okuyucuyum, araştırmacıyım. Ve öğrendiğime göre çocukların, bebeklerin kesinlikle bizden yani büyüklerden farkının olmadığıdır.  Bunu şimdi Cem ile yaşayarak görebiliyorum. Bu doğrultuda eşimle, annemle, babamla, arkadaşlarımla nasıl sohbet ediyorsam Cem ile de o ses ile o dil ile sohbet ediyorum.

Şimdi bunları örneklerle anlatmak istiyorum.

Her akşam yemeğinde herkes gününü anlatır. Sohbet ederiz. Hatta bunu Cem başlatır; “Baba sohbet edelim mi?”,  “Hadi sen başla.”,  “Bugün ne yaptın?”  gibi sorularla sohbetimize başlarız.

Cem ile baş başa uzun yola çıktığımda bile zaman o kadar güzel geçer ki; baba hadi sohbet edelim der ve başlarız konuşmaya…

Peki, biz nelerden mi konuşuruz?

Aslında kısaca her şeyden…

Eşim tam bir astronomi ve sanat aşığıdır. Astronomi ve sanat ile ilgili her şeyi okur, izler, takip eder. Hatta yurt dışında bulunan bazı üniversitelerin ücretsiz “online” derslerini takip eder. Ve Cem doğduğundan bu yana Güneş sistemi, gök cisimlerinden tutun da Rönesans dönemi sanat akımı temsilcilerine kadar her şeyi anlatır Cem’e. Hatta zaman zaman Cem konuşulan konu hakkında yorum bile yapmıştır. Mesela biz kesinlikle ‘’ay dede’’ tabiri kullanmadık. Çünkü Cem’in, Kemal dedesi ve Bayram dedesi var. Haliyle başka birinden duymuş olduğu ‘’ay dede’’ tabirine Cem şaşırarak; “baba bu ay dede değil, Ay” demiştir.

Ben de bir hobimden bahsedeyim. Daha doğrusu sevdiğim bir spor; basketbol. Özellikle NBA. Bu konuda da Cem ile sohbet etmekteyiz. Nasıl sevdim? Hangi basketbolcular var? Niçin NBA?

Sadece hobilerimizden değil günlük hayatta yaptıklarımızdan da bahsediyoruz…

Ben işim gereği kablolarla uğraşıyorum. Ve sanki bir elektrikçi gibi ona kablonun üretim aşamalarını anlatıyorum. Çünkü sohbetimizde bugün çalıştım derken o çalıştım ifadesinin altını doldurmak istiyorum. “İşe gittim, çalıştım, seni çok özledim, akşam oldu hemen eve geldim” değil. Eşime nasıl anlatıyorsam, belli bir çerçevede bunu Cem ’e de anlatıyorum.

İlk başa dönecek olursam, yemek esnasında veya sonrasında TV izlemektense, okuduğumuz bir kitaptan bahsetmek mükemmel bir duygu. Neden mi?  Cem’e okuduğumuz bir hikayeyi canlandırmak akılda daha kalıcı olmaktadır. Örneğin; Rapunzel hikayesini tiyatrolaştırarak  Prens’in düşme sahnesini Cem’in canlandırması paha biçilemez. Tabii ki bazen bizim okuduğumuz kitaplardan da bahsediyoruz. Örneğin; okumakta geciktiğim herkese şiddetle tavsiye edeceğim kitap; BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE…

TV izleme, izlettirme konusuna gelmeyi çok istiyorum. Ama bu konu uzun. Sonra devam ederiz ümidiyle asıl konumuza devam edelim…

Cem şu anda 33 aylık. Cem’in yaşı büyüdükçe sorduğu sorular yani sohbetimiz derinleşecek ki, zaten bunu yavaş yavaş hissetmeye başladım bile. O zaman da şu cümleyi tercih ediyorum; “Oğlum kitaplara bakıyım bu konuda bir şeyler var mı?” Ya da;  “ben bir araştırayım sana doğrusunu söyleyeyim olur mu?” diyerek, her zaman not aldığım defterime yazarak en kısa sürede araştırıyorum. Mesela yarış motosikletleri dönüşlerde neden yere çok yatıyor sorusuna bir gün sonra cevap verebilmiştim.

Evet, tüm bunları yaptık da hayatımızda neler değişti? Aslında değişmesini beklemek en büyük hatalardandır. Bunu hayat gösterecek ama biz kısaca merak duygusunu uyandırmayı canlı tutmaya çalışıyoruz. Soru sormasını istiyoruz. Cevaplarımız onu oyalamak ya da geçiştirmek için olmuyor.

Unutmayın! Çocuklarımız bizim için de bir fırsattır.

Önemli uyarı! Lütfen sanki bir bebek dili, bir çocuk dili varmış gibi sesimizi değiştirerek sohbet etmeyelim.

*Ne zaman kendimizi iyi hissederiz?

  • Kendimizden ve karı-koca ilişkisinden taviz vermeden fedakârlık yapınca. Örneğin; haftada sadece 40 dakikanı ayırarak çocuğun kıyafetlerini ütülemek.
  • Kendimizi kandırmadığımız zaman. Aman ne olacak demediğimiz zaman. Örneğin; çocuğun ve sen istemediğin halde onu öpen birine ses çıkarttığın zaman. Kimin eline değdiği belli olmayan yiyecekleri yıkamadan vermediğimiz zaman ki, eğer bağışıklık kazanmasını istiyorsan çocuk bu yolla bağışıklık falan kazanmaz. Sussun diye TV karşısına oturttuduğumuz ve eline ambalajlı gıda(çikolata vb.) vermediğimiz zaman.

Kısacası okumadan etmeden pedagog desteği almadan, “aman ne olacak” diyerek geçiştirmediğimiz zaman…  

Ali Karaca – Cem’in babası

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Robot Değilim * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.