Hüzünlü Bakıcı Sendromu
Hayatın koşuşturması, yo
rgun ve uykusuz geçen geceler ve günler, bir de üstüne fiziki ve ruhsal deformasyon da eklenip hepsi üst üste binince anne olmanın keyfinin yanında insanın içini bir huzursuzluk ve mutsuzluk kaplıyor. Ve ister istemez en büyük kurtarıcılarımızın bakıcılar olduğu kanaatine varıyoruz. Hatta bir an evvel bir bakıcı bulmalı ve ona her şeyi anlatıp onu hazır hale getirmeliyiz, değil mi?… Hele hele en yatılısından olursa üstüne bir de, ballı börek oluveriyor. Şöyle bir geriye yaslandığımda o rahatı düşününce yüzüme bir gülümseme geliyor elimde olmadan.
Evinizde size haftada en az 6 gün 24 saat hazır bir yardımcı. Gelsin çaylar gitsin bebek pışpışları… Tabi , hayır ben kendim bebeğime bakacağım onu evde yardımcı olarak kullanacağım diyenlerimiz de oluyor ama günün sonunda yine de hayatımızın en has köşesine oturmuş hüzünlü yardımcılarımız oluveriyor. İtiraf etmeliyim 3 tane yatılı bakıcı çalıştırdım ve günün sonunda hepsinden memnunluklarım ve memnuniyetsizliklerim oldu. Ama bir tek şey hiç değişmedi – yüzlerindeki ve yüreklerindeki hüzün. İlk başlarda yadırgasam da sonrasında anladım hepsinin en doğal hakkının hüzünlenmek olduğunu…
Vatanlarından,eşlerinden,evlerinden,bebeklerinden,torunlarından,mutfaklarından,mobilyalarından,komşularından,dostlarından ve en önemlisi hayatlarından koparılmış ve dünyanın herhangi bir ucuna birkaç yüz dolar için gelmiş kişiler duruyordu karşımda. Ne yapsınlar ki; kendi torununa bakacağına benim çocuğuma bakıyor , benim evimi toparlıyordu Maria teyze… Yüreğindeki hüznün elle tutulur bir gerekçesi vardı tabi…
O nedenle ben miniğimin hüzünle büyütülmesine ortak olmamaya karar verdim. Eşimle rahatça içemediğim bir akşam kahvesi pahasına…
Sevgiler…
Can’ın Annesi
