Anne Sütünün Bilimsel İncelemesi 1

Anne Sütünün Bilimsel İncelemesi 1

Annenin gebelikteki beslenmesi kadar, bebeğin doğumundan iki yaşına kadar olan beslenmesi de tüm yaşamını ve ileriye dönük sağlığını etkilemektedir.

Süt çocukluğu doğumdan 2 yaşına kadar geçen süreci kapsamaktadır ve bu dönemde beslenme açısından yeni doğan bebeği yetişkinden ayıran özellikler vardır.

Enerji ve diğer besin öğelerine olan gereksinimleri farklıdır. 6.aydan itibaren bebeklerin enerji, protein, vitamin, mineral gereksinimleri farklılaşmakta ve gastrointestinal gelişimleri olgunlaşmaktadır.

Bebeklikten sonraki geçiş döneminde sindirim sistemi işlevleri ve salgıları değişkenlik göstermektedir.

Çocukların beslenmesinde özellikle besinlerin hazırlanması ve besin tüketimlerinin izlenmesi gerekmektedir. Bebek destekli oturabilmeli, baş-boyun hareketlerini denetleyecek ve besini ağız içinde çevirip yutabilecek nöromüsküler gelişimi göstermelidir. 6.ay ve sonrasında yumuşak, püre kıvamında sulu besinlerin kaşıkla verilmesi pasif olarak ağızdan beslenmenin başladığının bir göstergesidir. Bu dönemde iki elle kavrama ve baş denetimi gelişmiş olmalıdır.

Büyüme, intrauterin yaşamdan başlayarak adölesan dönemin sonuna kadar devam eden süreçte vücudun ve organların ölçüm değerlerinin düzenli olarak artmasıdır. Büyüme genetik ve çevresel etmenlerden (beslenme, enfeksiyonlar, sosyo-ekonomik durum vb.) etkilenmektedir.

Gelişme, vücudun yapabileceği beceri sayısının artması ve bu becerilerin giderek daha mükemmel yapılması sürecidir.

0-1 yaş optimal büyüme ve gelişme, sağlıklı bir yapı ve davranış gelişimi için kritik pencere dönemi olarak ifade edilmektedir. Bu dönemde büyümede duraklama, bazı mikrobesin öğelerinin yetersizliği ve ishal gibi çocukluk çağı hastalıkları sıklıkla görülmekte, erken yaşlarda oluşmuş büyüme geriliğinin 2 yaştan sonra düzeltilmesinin oldukça zor olduğu belirtilmektedir. Bu dönemdeki yanlışlar belirgin morbidite ve mortalite ve geciken zihinsel ve motor gelişim ile ilişkilendirilmektedir. Bebek beslenmesinde doğumdan itibaren anne sütü ile beslenmenin büyük önemi tartışılmazdır. Bebekler çok kısa bir süre bile olsa anne sütü aldıklarında, anne sütü almayan bebeklere göre malnutrisyon, büyümede duraklama daha nadir, bebek ölümleri ise altı kat daha az görüldüğü bilinmektedir.

0-2 yaş çocukların büyüme-gelişme durumlarının değerlendirilmesinde genellikle yaşa göre boy, yaşa göre vücut ağırlığı ve boya göre vücut ağırlığı ölçümlerinin kullanıldığı belirtilmekte, vücut ağırlığındaki azalmanın 3.ayda ortaya çıktığı, 12.aya kadar hızlı bir şekilde devam ettiği, 18-19 ayda da yavaş bir şekilde gözlenmeye devam ettiği, bodurluğun ise sıklıkla 24-36 aylarda gözlendiği ifade edilmektedir.

Eski büyüme grafiklerinde, anne sütü alan infantlarda formula alanlara göre yaklaşık olarak 3.ayda büyüme hızındaki azalma gösterilmekteydi, ancak WHO’nun 0-5 yaş anne sütü alan sağlıklı infantlara göre hazırladığı yeni büyüme grafiklerinde bu durumun daha hafif oranda görüldüğü belirtilmektedir. Anne sütü ve tamamlayıcı beslenme süreci postnatal gelişim için kritik pencere dönemidir.

ANNE SÜTÜ

Bebek beslenmesinde doğumdan itibaren anne sütü ile beslenme büyük önem taşımakta, anne sütü alan bebeklerde, almayanlara göre malnütrisyon, büyümede duraklama, bebek ölümleri çok daha düşük oranlarda gözlenmektedir. Anne sütü,¸enerji, protein, yağ, karbonhidrat ve diğer elzem besin öğeleriyle yenidoğanda büyüme ve gelişmeyi sağlayan karmaşık biyolojik bir sıvıdır. Birçok biyoaktif enzim, hormon, büyüme etmeni ve bağışıklık öğelerini içeren yapısıyla eşsiz bir besindir. Temiz ve uygun ısıda olması, sindirime yardımcı aktif enzimlerin varlığı, koruyucu etmenleri, enfeksiyonları önleyici ımmunoglobulinleri (IgE), hormon ve büyüme etmenlerini içermesi, alerjiden koruması, bebeğin ruhsal ve zeka gelişimine yardımcı olması tartışılmaz üstünlükleri arasındadır.

Yaşamın erken dönemindeki kritik pencere süresince hormonlar, metabolitler ve nörotransmitterler sağlık üzerine uzun dönemli etkiye sahip olabilmektedirler. Anne sütünün kan basıncı üzerine etkisi, tuzun kısıtlanması ve kilo kaybı ile eşdeğer etkiye sahip olduğu, diastolik kan basıncında 2 mmHg azalmanın ise hipertansiyon prevelansını % 17, KKH, inme ve iskemik atak riskini % 6-15 azalttığı belirtilmektedir. Ayrıca anne sütünün Tıp I DM gelişme riskini % 25 azalttığı da saptanmıştır.

26 çalışmanın yer aldığı meta analizde anne sütünün AL riskini % 9, Hodgkin’s hastalığını % 24, nöroblostom riskini % 41 azalttığı gösterilmiştir. Anne sütü alan bebeklerde formula alanlara göre IQ puanı 3.14 daha yüksek (DHA içeriği) olduğuna da dikkat çekilmektedir.

Özellikle anne sütü konusunda yapılan son çalışmalarda anne sütünün, obezite gelişimine karşı koruyucu etkisine dikkat çekilerek ve bu etkinin % 20 azalmaya kadar ulaştığı vurgulanmaktadır. Buna neden olarak ise; a) anne sütü veren annelerin genelde sağlıklı yaşam koşullarına sahip olması b) anne sütü alan bebekler aldıkları anne sütü miktarını kontrol ettikleri için enerji alımlarını da ilerde kontrol edebilmeleri c) anne sütünün bioaktif öğelerden zengin olması (LCPUFA) d) anne sütünün protein içeriği düşük olması (protein tüketimi arttıkça insülin relase artar, obesite artar) olarak önerilmektedir.

Anne sütü, katalaz, superoksit dismutaz, glutatyon peroksidaz, C, E, A vitamini ve β-karoten gibi birçok enzimatik ve enzimatik olmayan antioksidant bileşenleri içermektedir. Buda anne sütü alan infantları reaktif oksijen bileşenlerine karşı korumaktadır. Yapılan bir çalışmada, 3-6 aylık 42 sağlıklı term ınfant anne sütü veya inek sütü modifiye formula (guigoz-1) ile beslenmişler ve anne sütünün, plazma toplam antioksidant kapasite, toplam perokside, oksidatif stres göstergesi üzerine etkileri değerlendirilmiştir. Oksidatif gösterge olarak toplam antioksidant kapasite, C vitamini, albumin, bilirubin ve ürik asit düzeyleri değerlendirilmiştir. Anne sütü alan grupta, plazma toplam antioksidant kapasite ve C vitamini düzeyleri diğer gruptan belirgin olarak yüksek, plazma toplam perokside ve oksidatif stres göstergesi daha düşük olarak bulunmuştur. Sonuçta anne sütünün, formuladan daha iyi antioksidant güce sahip olduğu belirlenmiş, anne sütü alan infantlarda formula alanlara göre oksidatif stresin belirgin olarak düşük olacağına da dikkat çekilmiştir. Ayrıca formulaların serbest demir (Fe) varlığı ve laktoferrinin yokluğu nedeni ile de oksidatif stresi artırabilecekleri de vurgulanmıştır.

Geçmiş yıllarda, anne sütü verme teknik ve yetenekleri bir jenerasyondan diğerine geçmekteydi. Kızlar akrabalarını, komşularını emzirirken gözlemleyebiliyorlardı. Ancak günümüzde, yapılan çalışmalarla da ortaya konduğu üzere, büyük bir çoğunluğun anne sütü vermemesi nedeni ile, gözlem yolu ile öğrenme şansı kalmamış, aile yakınları, komşular bu konuda yardım edemez olmuşlardır. Bu nedenle bu görevin temel olarak sağlık çalışanlarına düştüğü, uygun emzirme tekniğinin benimsetilmesi yeterli anne sütünün sağlanabilmesi için kaçınılmaz olduğu belirtilmektedir. Amerikan Pediatri Akademisi de bu doğrultuda doğumdan sonra hastanede hergün, günde en az 2 kez olmak üzere sağlık çalışanları tarafından anneye emzirme eğitiminin verilmesini belirtmekte, emzirmenin değerlendirilmesinde,
1 ) anne sütünün salınımını uyarıcı davranışlarda bulunma (ten teması)
2) emme refleks
3) sütün anneden infanta geçişi
4) annenin emzirme sırasında ve emzirmeler arasındaki rahatlığı 5) infantın doygunluk belirtileri göstermesi konularının üzerinde durulmasını önermektedir .

Uzm.Dr.Ogün KURNE
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Robot Değilim * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.