Biz Eskiden Çocukken…

Biz Eskiden Çocukken…

Biz eskiden çocukken her şey daha masumdu sanki. Sabahın en erken saatlerinde sokağa çıkar akşam ezanı okundu mu annemizin bize kızmasıyla eve girerdik. Oyun arası susadık mı rastgele komşu zillerine basar su içerdik onlardan. Hastalığımız ancak terli terli soğuk su içmekten kaynaklanır,bir kaç kaşık pekmez içtik mi ertesi sabah kaldığımız yerden devam ederdik. Oyunlarımız vardı, yakantop,istop,yakalamaca,çinçan. Apartman boşluklarında kilimler serilir elimizdeki oyuncakları arkadaşlarımızla paylaşarak oyunlar oynardık. Şimdiki gibi her an yeni elbise ve ayakkabımız olmazdı.Bayram arefesinde alınacak elbiselerin heyecanıyla bayram sabahını zor ederdik. Günün ilk ışıklarında daha yeni yeni babalarımız, dedelerimiz, amcalarımız, abilerimiz bayram namazına giderken kalkar bayramlıklarımızı giyinirdik yarı uykulu.. Bayram namazı sonrası gelen sıcak sıcak kokan ekmek kokusunu içimize çeker, evdeki büyüklerimizin ellerini öper, ilk harçlıklarımızı alır ve sofraya hep birlikte otururduk. Bayram bizim için tatilde değil az sonra kapı kapı dolaşacağımız bayram şekerlerinde ve biriktirdiğimiz paralarda gizliydi. Toplanan paralarla ilk işimiz çıtır pıtır alıp bulduğumuz bir taşla onu patlatma heyecanıydı. Bayramcı gittiğimiz her akraba evinde olurdu ve bayram süresince gezmeyi bitiremezdik çünkü herkes evinde bayramlaşmaya gelecek misafirlerini beklerdi heyecanla. Kapıya gelen çocuklara verilen şekerlerle misafirlere ikram edilen çikolatalar ayrı şekerliklerde dururdu.Önce annemizin kaş ,göz işaretiyle kolonya dökerdik gelenlere.Ardından günler öncesinden yapılan tatlı ve sarmalar ikram edilirdi.Biz eskiden çocukken hayat başka bir güzeldi sanki.Televizyonun tek kanallı olduğu dönemlerde gece yarısı İstiklal Marşıyla kapanışı beklemeden yatmazdık.Şimdiki nesil çocuklarımız içecekleri suyu bile almaya üşenirken bizler kumandaların yerine dikilirdik televizyonun başında kanalları değiştirmek için.Evet tabletlerimiz,cep telefonlarımız yoktu bizim ama mutlu çocuklardık.Balkonda battaniyelerle,örtülerle kendimizce çadırlar yapar içerisinde saatlerce oyunlar oynardık. O zamanlar meyve sebze şimdiki gibi her mevsim yoktu.Baharın yaza geçtiği dönemlerde annemizin pazardan getireceği mis gibi kokan salatalıkları yemek için can atardık. Sokakta oyun oynarken mısırcı abi tornetiyle geçti mi hemen zile abanır evde haşlanmış mısırlarımızı alır inerdik sokağa.Dedemiz bağıyla nohut alırdı çiçek buketi gibi,içinden dolusu geldi mi heyecanımız bir o kadar daha artardı.Kuzenlerimizle sabah erkenden çıkar yokuşun tepesinden avazımız çıktığı kadar bağırarak aşağıya kadar koşardık kahkahalarla.Evet şimdi çok özlüyorum o günleri ve çok da üzülüyorum çocuklarımızda aynı güzellikleri yaşayamadıkları,o güzelliklerden mahrum kaldıkları için.Evet sokaklarda oynayan son çocuklarda bizlerdik bizimle birlikte çocukluğumuzda öldü malesef.Ama heyecanı asla!! hala dün gibi,masallardaki gibi,rüya gibi…Keşke hep çocuk kalsaydık,kalabilseydik….Bundan sonra tek temennim içimizdeki çocuğun hiç ölmemesi dileğiyle…..

Yağmur ve Yavuz Arda’nın Annesi Meltem

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Robot Değilim * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.