Canım Palamut Çekti Anne…

Canım Palamut Çekti Anne…

Salih sabaha karşı göğsünde bir sancı ile uyandı. Acı içinde yatakta kıvranıyordu. Sanki bir karabasan gelmiş göğsünün üzerinde oturuyordu. Kramp girdi sandı. Derin nefes alırsam geçer diye düşündü. Daha önce de benzer şeyler yaşamıştı. Şu kas ağrıları. Nasıl da kıvrandırıyordu kocaman adamı.

Çocuk olduğu dönem aklına geldi birden, Salih’in. O zamanlar salıverirdi göz yaşlarını, bağıra bağıra ağlardı. Annesi hemen yanında biterdi. Sanki hiç uyumazdı bu kadın. Ne olsa oğlunun yanındaydı. Kolay değildi bir çocuğa hem anne, hem de baba olmak. Neyse diye düşündü. Kocaman adamdı, ağlasa annesi yine de gelirdi ama… “Saçmalama, Salih!” dedi içinden kendi kendine.

Son bir gayretle ayağa kalktı. Ecza dolabından kas gevşetici ve ağrı kesici bir hap buldu. Bu hap şıp diye keserdi, ağrılarını. Birden karnının aç olduğu aklına geldi. İki gündür annesine adeta yalvarıyordu. “Canım palamut çekti anne. Palamut yap mangalda da yiyelim.” diye. Annesi her nedense yapmıyordu. “Nerden geldi palamut şimdi aklıma?” diye aklından geçirdi. Hemen bir parça ekmek attı ağzına ve bir bardak su ile yuvarladı hapını.

Sürüne sürüne yatağına gitti. Ağrıyı unutmaya çalıştı. Kısa sürede ilaç etkisini gösterdi ve Salih ağrının da verdiği yorgunlukla derin bir uykuya daldı. Rüyasında annesi ona palamut yapıyordu. O da uslu uslu mangalın başında bekliyordu. Mis gibi kokuyordu palamut, yağlı yağlı. Annesi seslendi o sırada, “Oğlum hadi gel, balık hazır!” Salih tam masaya oturdu bir lokma atacakken ağzına, “Dıdı dıt, dıdı dıt!” Bu ses de neydi? Gözlerini açtı birden.  Telefonun alarmını kapattı. Ah şu hain balık nasıl da acımadan rüyasına girmişti.

Hemen kalktı. Elini yüzünü yıkadı Salih. Traşını oldu, dişlerini fırçaladı. Duşunu alırken geceki ağrı geldi aklına. Şimdi hafiften bir sızı vardı ama iyiydi, iyi. Ne de olsa bugün izin alamazdı. Şirkette haftalık sunumunu yapmak zorundaydı. Hep stresli geçerdi bu sunumlar. Ama artık Salih alışmıştı bu duruma. Stresten oldu galiba, diye düşündü birden. İyiyim iyi… Annesinin ütülediği takımı giyip aşağıya indi.

Her zamanki gibi kahvaltısı hazırdı ama annesi yoktu ortalarda. Ah şu kadın, ah diye aklından geçirdi. Hep çok yoruluyor. “Kim bilir neyin peşinden gitmiştir?” diye kendi kendine söylendi. Hemen çıkması da gerekiyordu. Hemen ağzına birkaç lokma bir şeyler atıp arabasına atladı. Birkaç dakika daha geç kalsa Çengelköy’de trafik berbat olur, Şehitler Köprüsü geçit vermezdi. Neyse ki vaktinde çıktı Çengelköy’den ve köprü de rahattı. Bir ağrı kesici daha yuttu hemen ilk kırmızı ışıkta.

Kısa sürede şirkete ulaştı. Biraz başı döner gibiydi ama yine de sunumunu şirket bilgisayarına aktar”ıp toplantı salonunda yerini aldığında içi rahatladı. Yine aklına palamut geldi. Ah Salih ah, palamudun vakti mi şimdi?” diye düşündü.  Bir türlü aklından çıkmıyordu. Kurban bayramı sonrasında annesi sürekli et yapıyordu. Hain balığa bir türlü sıra gelmiyordu.

Patronlar içeri girdi. Personelle şakalaşma ve havadan sudan konuşmalardan sonra, söz Salih’indi. Bunu herkes bilirdi. Salih de sohbetin sona erdiğini hissettiğinde ayağa kalkardı. Ayağa kalktı, başı dönüyordu. Projeksiyona kadar yürümesi ona sanki 2-3 yıl gibi geldi. Göğsü ağrımıyordu ama neydi bu. Ağzını açtı, derin bir soluk aldı. Ağzını tekrar açtı ve bir kelime bile söyleyemeden olduğu yere yığıldı.

Bir an herkes şaşkına döndü. Herkes Salih’in başına üşüşmüştü. Ambulans geldi. Salih hastaneye kaldırıldı. Kendisi hiçbir şeyin farkında değildi. Yüzünde bir gülümseme ile dün geceki rüyasını görüyordu. Ah şu palamut ne kadar lezzetliydi. Sonunda balığı yiyebilmişti.

Telefonumun sabahın köründe çalması ile adeta yatağımda zıpladım. Benim için erken saatti ama çalışan insanlar için geç bir saat olduğu belliydi. Telefona baktım. Arayan Kiraz Teyze… Acaba yine ne oldu diye düşündüm. Salih çok meşgul olduğundan hep beni arar, bir şeyler isterdi. Hemen telefonu açtım. “Buyur Kiraz Teyze, ne oldu?” dedim. “Oğlum hemen koş Salih’i hastaneye kaldırmışlar.” demesinden sonra adresi nasıl aldım, Salihlere nasıl gittim, Kiraz Teyze ile beraber nasıl hastaneye vardık hatırlamıyorum.

Hastaneye vardığımızda Salih yoğun bakıma alınmıştı. Doktoruyla görüştük. Salih göğsünde oluşan bir pıhtının beyindeki bir damarı tıkamasından dolayı emboli geçiriyordu. Doktor, “Durumu ciddi, her şeye hazırlıklı olun!” diyerek odadan çıktı. Kiraz Teyze için için ağlıyor, göz yaşları yanaklarından süzülüyordu.

Doktorun odasından çıkıp, yoğun bakım ünitesine gittik. Hemşirelere yalvar yakar Kiraz Teyze ile beraber içeri girmeyi başardık. Salih komada, uyuyordu. Annesi ellerini kavradı, oğlunu gözlerinden yanaklarından öptü. Salih birden hareketlenmeye başlamıştı. Annesinin geldiğini sanırım anlamıştı. Sessizce bir şeyler mırıldandığını duyduk. “Anne ellerine sağlık. Palamut çok güzel olmuş.” dedi Salih belli belirsiz.

Birkaç dakika daha oturduk. Birden odada bulunan makineler çıldırdılar adeta. İçeri doktorlar ve hemşireler doluştu. Bizi apar topar odadan çıkardılar. Müdahaleler, elektrik şoku, yapılan iğneler… Hiç biri Salih’i kurtarmaya yetmedi. Uçup gitti Salih bu dünyadan, melek oldu gençliğine doyamadan, son yemeğine doyasıya yiyemeden.

O gün bu gündür, hayatın çok kısa olduğunu ve ertelemeye gelmediğini öğrendim. Salih’in son pişmanlığı palamut yiyememek olmuştu. Bizim ki acaba ne olur? Mutluluk yenen bir yemekte, izlenen bir filmde, telefonla görüşülen bir dostun sesinde, verilen hediyede… Kısacası hayatın olduğu her yerde, yeter ki bugünü yarına, yarını öteki güne erteleyerek hayatı tüketmeyelim.

AnneyleBebek.com

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ