Çocuklarımızın Ne Yediğinin Farkında Mıyız?

Çocuklarımızın Ne Yediğinin Farkında Mıyız?

ÇOCUKLARIMIZIN NE YEDİĞİNİN FARKINDA MIYIZ?

Çalışan annelerin ekmeğini, yoğurdunu, kışlık domatesini kendisi yaparak, on parmağında on marifet, mükemmel olma çabalarını komik bir dille taşlayan yazıları sosyal medyada belki siz de okumuşsunuzdur. Dışarıdan öyle gibi görünse de aslında mükemmel olmak, takdir görmek, egomu tatmin etmek falan değil benim amacım. Çalışan bir anne olmanın ülkemizdeki zorluklar, mücadelesi apayrı bir yazının konusu. Ben bugün mücadelelerimin en büyüğünden, çocuklarımı sağlıklı besleme savaşımdan bahsedeceğim.

Anne olmamla birlikte bebeğime her şeyin en sağlıklısını yedirme kaygısıyla, her şeyi didiklemeye başladım. Ne zaman ki okumaya, araştırmaya başladım, o zaman gıda terörünü farkına vardım ve dehşete düştüm. Hatta artık bir adım öteye giderek, sağlıklı gıdaya herkesin ulaşmasını sağlamak ve insanları bu konuda bilinçlendirmek için neler yapılabilir diye kafa da yormaya başladım.

Değil market, semt pazarından aldığınız sebze meyvenin bile içerdiği tarım ilaçları, pestisitleri bilseniz ya da köyün birinden çocuğunuz için getirttiğiniz sütü veren ineğin ne ile beslendiğini?  Ben şehir dışında yaşadığım için etrafta kendi inek ve keçilerinin sütünü satan köylülere sıkça rastlıyorum. Çok şanslıyım değil mi? Siz öyle sanın. O teyzelere gidip “Teyzecim ineklerini neyle besliyorsun?” diye sorduğumda garip bir bakışın ardından istisnasız hepsinden “Mısır küspesi veriyoz” cevabını alınca dünyam başıma yıkıldı. Hayvana yedirdikleri o mısır slajının GDO’lu olduğunu, o hayvanın sütünün aslında geleneksel sütten başka bir şeye dönüştüğünü o teyze de bilmiyor.

En çok tükettiğimiz gıda buğday, makarna, börek, çörek, ekmek sevmeyen çocuk mu var? Buğdayın genetiği ile 1940’lı yıllarda oynandığını ve Amerika’dan başlayarak bütün dünyaya artık genetiği değiştirilmiş bu yeni buğdayın yayıldığını, tam da bu olaylardan sonra çölyak hastalığı ve buğday intoleransı diye bir şey çıktığını biliyor musunuz? Günümüzde nerdeyse her iki çocuktan birinde buğday intoleransı var. Bu bilimsel bir istatistik değil evet ama biorezonansla ilgilendiğim için gıda intolerans testlerinde bizzat kendi gözlemlediğim bir gerçek.

Okul kantinlerinde çocuklarımıza sunulan, o birbirinden güzel rengarenk paketlenmiş gıdalara ne demeli? O bisküvi, şekerleme ve çikolataların içinde neler ihtiva ettiğini arkasındaki minicik yazılardan hiç okudunuz mu? Sinir sistemini harap ederek algıyı bozan, yediğiniz şeyi çok lezzetli sanmanızı sağlayan ve ileride alzeimer hastalığına yol açan monosodyumglutamatlar mı istersiniz, E200 E300  şeklinde Google’a girince nasıl bir kimyasal olduğunu anladığınız maddeler, sağlıksız bir doymuş yağ olan sanayinin göz bebeği ucuz palm yağları vs mi? Çok mu zor kantinde küçük bir paket kuruyemiş satmak? Badem, fındık, ceviz, kuru üzüm, kuru kayısı, kuru incir, vb. yada şeker yerine pekmezle yapılmış kurabiyeler?

Bütün bunlara çok önem verdiğim ve kendimce önlem aldığım için çevremde hep eleştirilerin hedefi oluyorum. Ya da “tamam öyle olabilir de ne yapacağız yani, nereye kadar ?”   “Onu yeme bunu yeme ne yiyeceğiz canım” şeklinde kolaycılıkla geçiştiriliyorum. Üstüne üstlük çocuğuna bisküvi , gofret yedirmeyen, meşrubat , şeker katkılı meyve suyu vermeyen, çocuklarının tavuk yemesine engel olan zalim, pimpirikli bir anne oluyorum.

Oysa ki sevgili anneler, sandığınızdan çok daha güçlüyüz. Hem çocuklarımızın hem kendimizin sağlığı için biz talep etmezsek bu sistemi değiştiremeyiz. Çok büyük bir endüstriden söz ediyoruz: gıda ve sağlık. İnsanlar abuk sabuk şeyler yiyecek hasta olacak ki, ilaç, tıbbi cihaz sektörleri de para kazansın. Elbette zor olacak ama bilinçli ve hakkını arayan bir anne ordusunun karşısında kim durabilir? Semt pazarcınızdan, okulunuzun kantinine kadar her yerden bunu talep etmeye hakkınız var. Okuyun, araştırın, talep edin. Siz talep ettikçe onlar da değişmek zorunda kalacak. Arayınca her şeyin hatta buğday ve unun bile 1940’lardan önce kalmış tohumunu eken birini buluyorsunuz, hem onu desteklemiş, hem de sağlıklı beslenmiş oluyorsunuz. Bu konuda çalışan az sayıda sivil toplum kuruluşları da var; bunları destekleyebilir, sitelerine üye olabilir, hem bilgilenebilir hem de çevrenize duyurarak bu konuda farkındalık yaratabilirsiniz.

Hala ikna olmadıysanız bana söyler misiniz, aranızda ailesinde kanser olmayan biri kaldı mı?

Efzun Dulundu

2 Çocuk Annesi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ