Doğmamış Çocuğumuzla Bağ Kurmak

Doğmamış Çocuğumuzla Bağ Kurmak

Rahmin içinde henüz doğmamış olan bebeğin duyguları hissedebildiği, dış dünyadan uyaranları aldığı ve işlediği fikri henüz oldukça yeni bir fikir. 1950’lerin başlarına kadar bebeklerin anne karnında hiçbir acı hissetmediklerine ve dışarıdan gelen duyusal uyaranları alamadıklarına inanılıyordu. Fazlaca yıkıcı etkisi olan Talidomit adlı ilacın keşfine kadar, plasentanın anne ile bebek arasındaki bir engel olduğu düşünülüyordu. Bebeğin duygusallığı ve incinilebilirliği sosyal bilincimize yerleşmeye henüz başladı.

Psikolog Dr. Arthur Janov, 1960’larda hastalarının geçmişine, bebeklik deneyimlerine doğru gerileyebildiklerini keşfetti ve bununla ilgili raporunu California Üniversitesi Nöroloji Departmanına sundu.”The Primal Scream” adlı ilk kitabında hastalarının bebekliklerinde hatta doğum anında yaşadıkları deneyimlerini anlattı. Dr. Janov’un çalışmaları başlangıçta çok eleştirilse de, şu anda bu konuyla ilgili yapılan çalışmaların lideri oldu. Dr. Janov yayınladığı “Life Before Birth” adlı en son kitabında, en büyük travmalarımızın, en küçük ve temel halimize yani rahimdeki ve bebeklikteki halimize ait olduğunu söylüyor.

İronik olarak bilimin yeni bir keşfi olan bu durum antik çağlardaki bilge kadınlar ve rahipler tarafından biliniyordu ve detaylı açıklamalar Tibetli Budistler tarafından ve Ayurvedik yazılarda yapılmıştı. Tibetin Budist Tıp geleneği gebe kalmak için gerekli fiziksel ve spiritüel elementler hakkında bilgi verir. Ebeveynler spiritüel, fiziksel ve zihinsel olarak iyi durumda olmalıdır. Anne düzenli bir adet düzenine sahip ve içindeki yaşam enerjisiyle güçlü bir bağ içinde olmalıdır. Bu kültürdeki kadınlar bebeklerini gebe kalmadan önce rüyalarında görürler ve yine gebe kalmadan önce onları hoş bir şekilde karşılarlar. Anne, bebeği plasentası ve göbek bağı aracılığıyla besleyeceğini bilir. Aynı zamanda anne düzenli olarak dua etmesi, günlük ritüeller yapması ve kendisine bakması için teşvik edilir. Toplum da bunu bilir ve kadına sevgiyle bakım verir. Bütün bunlar gebenin sakin kalmasına ve bebeğinin fetal ve beyin gelişimi için gerekli hormonları ve nörokimyasalları salgılamasına yardım eder.

Günümüz araştırmaları da bunları destekler niteliktedir ve gelecekte olgunlaşacak olan insanın spiritüel, fiziksel, psikolojik ve duygusal sağlığı için kritik bir pencere olduğunu savunur. Bu sır sonunda anlaşılmıştır ve kamu politikası gebelerin ve bebeklerin sağlığını korumak için düzenlenecektir. Peki, şu anda ne yapabiliriz? Henüz doğmamış bebeklerimizle bağ kurabilmenin belirli bir formülü yoktur. Hamile kaldığımız anda kendi kişisel hikâyemizi ve travmatik geçmişimizi de bu yolculuğa dâhil etmekteyiz. Bu nedenle hamile kalmadan önce kendi hayatımız üstünde kafa yormamız gereklidir: Eski acıların yükünü hala taşıyor muyuz? Partnerimiz de aynı yolculuğu yapıyor mu? Kendimiz hakkında düşünüyor muyuz ve acılarımıza ilaç, alkol, sigara kullanmaksızın ya da çok fazla çalışmaksızın sahip çıkabiliyor muyuz? Eski acılarımızı keşfetmek ve empatik bir iyileşme yolu araştırmak kendimizi keşfe giden yoldur. Ve bu çocuğumuza verebileceğimiz bir hediyedir. Hedefimiz mükemmelliğe ulaşmak değildir. Ancak doğmamış çocuğumuzun sağlıklı sinir ve psikolojik gelişimini korumak, onları gelecekteki zararlardan koruyacaktır.

Eski bir atasözünün dediği gibi “korumak, iyileştirmekten daha iyidir”. Bu nedenle aşağıda, içlerinde Dr. Janov’un tavsiyelerinin de olduğu 9 prensibi sizlere sunuyorum:

  1. YAVAŞLAYIN: Bunu yapmak, evine tükenmiş bir şekilde gelen kadınların yanı sıra, başarı odaklı ve çalışan kadınlar için uygulaması zor olabilir. Bazen gebeliğin ilk aylarında mide bulantısı, yorgunluk ve uykuya düşkünlük yaşayabiliriz. Bedenimiz bizi bu şekilde zorlayabilir. Aslında tüm bu tepkiler anne-bebek çiftini korumaya yöneliktir ve annenin yavaşlamasına yardım eder. Tibetlilerin söylediği gibi “ruhun rüzgârı” bebeğin bedenine yaşam üflüyordur bu dönemde. Hayatınızdaki stresi en aza indirin ve böylelikle bebeğin beyin gelişimine zarar veren kortisol hormonunun kandaki seviyesini düşürmüş olursunuz. Bazen hiperaktivite kaygının üstünü örten bir maske olabilir ve yavaşlamak gerginliğin gerçek sebeplerini fark etmemizi sağlayabilir.
  2. GÖZ KONTAĞI: Yeteri kadar yavaşlamak ve yeterli derecede göz kontağı kurduğumuz anlamlı ilişkiler içinde olmak oksitosin -aşk hormonu- salgılar ve sosyal destek almamızı, ilişki sorunlarının üstesinden gelebilmemizi ve diğerlerinin ihtiyaç duyduğumuzda yanımızda olacağına olan inancımızın artmasını sağlar. Sevdiğimiz kişilerle yediğimiz yemekler bedeni olduğu kadar ruhu da besler.
  3. SEVGİ DOLU TEMAS: Sevgi dolu dokunuşlar da hem sizin hem de bebeğinizin ihtiyacı olan oksitosin salgılanmasına yardımcı olur. Eğer yalnız bir anneyseniz, düzenli masaj yaptırabilirsiniz. Anne ile baba arasındaki sevgi dolu dokunuşlar doğmamış çocuk için güven veren hormonları salgılar ve yakınlık yaratırlar.
  4. GÜNLÜK HAREKET: Tibetli kadınlar günlük olarak tapınak ziyareti yapmak ve spiritüel mantralar söylemek için dua çarkını kullanmaya teşvik edilirdi. Konsantrasyon içinde dua ederek, rahim içinde olduklarına odaklanarak, bu anneler egzersizi meditasyonla birleştirir ve spiritüel adanmışlıklarını günlük ritüellere çevirirlerdi. Günlük egzersiz hayatımıza önemli bir unsur katar. Doğal doğum yapabilmek için bizi fit ve sağlıklı tutar. Doğal doğum yapmak, emzirme süreci ve doğumdan sonraki konfor için önemlidir.
  5. BİYOLOJİK DÖNGÜLERE SAYGI: Akşamları erken yatıp, sabah erken kalkın. Düzenli ve küçük öğünler tüketin. Dinlenme zamanlarıyla birleştirilmiş hareketli egzersizler günde birkaç kez yapılmalıdır. Bunu yapmaya ve günlük yaşantınızı buna göre organize etmeye özen gösterin ve bunun bebeğiniz için de geçerli olduğunu hatırlayın. Bebeğinizin de hareket ettiği, dinlendiği ve uyuduğu zamanlar var. Özellikle 22. Haftadan itibaren bunu daha iyi fark edebilir ve bebeğiniz uyanıkken ve hareket ediyorken karnınıza dokunarak onunla iletişim kurabilirsiniz.
  6. BEDENİNİZİ DİNLEYİN: Yorgunluk, öfke, ağlama nöbetleri, titreme gibi stres belirtilerini yok saymamaya özen gösterin ve gerekirse ebenizi veya doktorunuzu ziyaret ederek bunun, demir eksikliği gibi medikal bir rahatsızlıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını araştırın. Alacağınız her türlü ilacın bebeğinizi de etkileyeceğini bilerek, elinizden geldiğince hiçbir ilaç kullanmamaya çalışın. Kendinizi doğal ve ilaçsız bir doğuma hazırlayın ki bu doğumdan sonra kuracağınız bağ için gerekli hormonları ve kimyasalları salgılamanızı sağlayacaktır. Hipnobirthing ve doğuma hazırlık gibi sınıflara katılın ve bedeninizle ilgili duygularınızla bağlantı içinde olun. Ina May Gaskin’in söylediği gibi bedeniniz bir limon değildir. Kadın bedeni doğurur. Doğum doğal olduğunda ve sezaryen sadece anne ve bebek sağlığı için gerekli olduğu zaman uygulandığında, bebek hayata daha iyi hazırlanır.
  7. YARDIM İSTEYİN: Kendinizi çok dolmuş hissettiğinizde, sizi dinleyecek, zorluklarınızla baş etmenize yardımcı olacak ve alternatif bakış açıları sunacak birisini arayın. Hamileyken terapi istemek bir tabu değildir ancak kendi sorunlarımızın sorumluluğunu almak ve sorunları bebeğe geçirmemek için gereklidir. Bu hem doğumdan önce hem de sonra geçerlidir.
  8. GÖZYAŞLARINIZA İZİN VERİN: Üzüntümüzü ve kaybettiklerimize yönelik yas duygularımızı bastırmak mümkün olsa da, bunu yapmak çok da bilgece değildir. Çünkü bunu yapmak nöro-kimyasal ve hormonal yapımıza zarar verir. Daha sonra bunu henüz doğmamış çocuğumuza geçirir ve onların nöro-kimyasal sistemlerini değiştirmiş oluruz. Bu nedenle, ağlamanın bebeğimizi etkilediğini düşünsek de üzüntümüzü serbest bırakmak onu bastırmaktan çok daha iyidir. Sizi yargılamadan dinleyecek ve üzüntünüzü dışavurmanıza yardım edecek birisini bulun.
  9. RUHUNUZU İYİLEŞTİRİN: Tibet tıbbında insan bedeninde 5 çeşit Buddha olduğu söylenir: aydınlanmış beden, zihin, dil, var olmanın niteliği ve var olmanın eylemi. Kendimizi parçalanmış hissettiğimizde, ruhumuzn karanlık tarafı daha iyi anlayabileceğimiz ve kabullenebileceğimiz bir yere doğru bize rehberlik eder. Kadınlar genellikle kendi anneleriyle olan ilişkilerinde çatışma içinde olurlar ve bu bebeğiniz için hissedeceğiniz sevgiyi ve şefkati geride tutmanıza neden olur.

Her kadın/erkek kendi ruhlarının derinlerinde pek çok rahmin izini barındırır. Bazıları anne tarafından reddedilmişlik, bazıları ise kabul ile doludur. Bir kadın kendisiyle ilgili en derin duygularıyla bağlantıya geçebildiğinde, kendisini iyileştirebilir ve var olmanın yeni yollarının mümkün olabildiğini keşfedebilir. Henüz doğmamış ya da yeni doğmuş bebeğine bakım vermek, böyle olduğunda, daha sevgi dolu olur ve kadın kendi bebeğinin rahminde daha sevgi dolu ve şefkatli bir iz bırakır. Bu babalar ve onların çocukları için de geçerlidir. Bu yolla, henüz doğmamış bebeğinizle kurduğunuz bağ daha keyifli ve tatlı, sevgi dolu temaslarla, seslerle, kahkahalarla, gözyaşlarıyla, oyunla ve hareketlerle dolu olabilir…

Sibel SÖNMEZ
Doğum Psikoloğu ve Hamile Yogası Eğitmeni

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ