İnfant Beslenmesi

İnfant Beslenmesi

İnfant beslenmesi üzerinde yapılan çalışmalar, özellikle malnutrisyon ve besin öğesi eksikliklerinin önlenmesi gerektiğini vurgulamakta, bunun uzun dönemli hastalık oluşum riskini engelleyeceğini belirtmektedir. Bu nedenle özellikle tamamlayıcı beslenme döneminde, infantın uygun büyüme-gelişmesinin sağlanarak, yeterli ve dengeli beslenmesi için doğruluğu yapılan çalışmalarla da gösterilmiş öneriler vardır:

  • Tek başına 6 ay boyunca anne sütü alınması en önemli hedeftir. Anne sütü alanlarda, obezite riskinin azaldığı, arteriyal kan basıncı, kolesterol düzeylerini düşük olduğu, ayrıca Tıp I DM, Chron’s, çölyak hastalığı oluşum riskine karşı da koruyucu olacağı bildirilmektedir.
  • Tamamlayıcı beslenme ifadesinin, anne sütü, formula dışındaki tüm besin ve içecekleri kapsadığı, anne sütü almaya devam ederken, infantların 6. ayda tamamlayıcı besinlere başlamaları, en az 2 yıl boyunca anne sütüne devam edilmesi gerektiği belirtilmektedir En sağlıklı tamamlayıcı beslenmenin sadece hangi besinin tüketildiğine bağlı olmadığı, zamanında, yeterli, güvenilir ve uygun olmasının da son derece önemli noktalar olduğu vurgulanarak (wg):
  1. Zamanında, tamamen veya kısmen anne sütü ile beslenirken enerji ve besin öğelerine gereksinimin arttığı dönemde (6. ayda) başlanması,
  2. Yeterli, yeni doğanın enerji, protein, yağ ve mikro besin öğeleri gereksinimini karşılayacak miktarda olması,
  3. Güvenilir, hijyenik olarak hazırlanıp uygun koşullarda saklanması, temiz koşullarda ve eller yıkandıktan sonra sunulması,
  4. Uygun, infantın açlık-tokluk durumu, yeme becerileri ve öğün araları göz önüne alınarak beslenmenin sağlanması önerilmektedir.
  • Kişisel ayrılıklarda, infanta özgü durumlarda, anne sütü tek başına doygunluk sağlayamıyor, büyüme geriliği riski ortaya çıkabiliyorsa, tamamlayıcı besinlere 6. aydan önce başlanması önerilebilmektedir.
  • Tamamlayıcı besinlerle yeterli miktarda enerji, protein, mikrobesin öğelerinin sağlanmasının gerekliliği belirtilerek, bu dönemdeki beslenmenin erişkin yaşamda obezite, DM, HT riski ile ilişkili olduğunun hatırlanmasına dikkat çekilmektedir. Ayrıca yaşamın ilk bir yılında çay, kahve, konserve, kızarmış besinler, şekerli içecekler, şeker, tuz ve işlenmiş besinlerden kaçınılması vurgulanmaktadır.
  • Sağlıklı bir beslenme alışkanlığı kazandırmanın hedeflenmesi gerektiği belirtilmekte, ailenin olanakları, ekonomik durumu ve beslenme alışkanlıkları göz önüne alınarak ve çocuğun büyüme eğrilerinin izlenerek beslenmesi önerilmektedir.
  • Hastalık boyunca infantın sıvı gereksinimi artar, diğer besinlerden çok anne sütü almak ister, bu nedenle sürekli, sık sık anne sütü verilmesi önerilmektedir. Hastalık sonrası ise, besin öğesi kayıpları ve büyüme-gelişmeyi yakalama gerekliliği nedeni ile daha fazla miktarda besin, besin öğesi alımına gereksinimi olduğu bilinmektedir.
  • En önemli konu ise, doğru tamamlayıcı besine doğru zamanda, doğru miktarda, ek supplementa gerek kalmaksızın başlanmasıdır. Özellikle kırsal kesimlerde, geleneksel tamamlayıcı beslenmenin kalitesini artırmanın önemli avantajlar getireceği, annenin eğitiminin, tüm aile bireylerini içine alacak koruyucu sağlık hizmetinin, aileyi evde ziyaretin, besin kalitesi, güvenliği, uygun pişirme teknikleri konusunda gözlemin ve tüm bunların yanında ailenin sosyo-ekonomik düzeyine uygun önerilerde bulunmanın son derece önemli noktalar olduğu vurgulanmaktadır.
  • Besin güvenliğinin, besin öğesi kalitesinin yeterliliği ve elde edilebilirliği ile ilişkilendirilmekte, bunun da gelişen dünyada tamamlayıcı beslenmedeki en gerçek gelişme olduğunun altı çizilmektedir. Besin zenginleştirme bunu başarmadaki etkin bir yoldur. Sıklıkla kullanılan besinlere üretim halindeyken veya evde sprinkle olarak yapılabilmektedir. Supplementasyon programındaki en önemli öğe, hedef populasyonun bunu kabul etmesinin gerekliliğidir. Bu populasyonun inanç ve değerlerine saygı göstererek, olası etkiler konusunda bilgi verilerek ve zenginleştirme süreci başlamadan önce yöneticilerin görüşleri alınarak başarılabilir. Önemli bir noktada populasyondaki bireylerin fakir bir besin çeşitliliğine, besin öğesi içeriğine sahip oldukları hissine kapılmamalarıdır. Tüm bunlar göz önünde bulundurulmadığı için başarısız olan birçok ülke vardır. Tüm zenginleştirme programları belirli sıklıklarla değerlendirilmeli, kar-zarar hesabı yapılmalı, yarar sağlanan kesim değerlendirilmelidir. Şu unutulmamalıdır ki, zenginleştirme programı için birçok çeşitlilikteki besin, tahıllar dahi, olası hedef besinlerdir.
  • Tahıllarda zenginleştirmenin etkinliği çalışmalarla ortaya konmuştur, prebiyotikle, probiyotikler, nükleotidler, vitamin-minerallerle besin değerleri artırılabilir. Dayanıklılık, uygun tat, yeterli miktarda zenginleştirmede önemli konulardır. Şunun atlanılmaması gerekir ki, zenginleştirilmiş besin alan infant, anne sütü almaya devam ediyorsa, programın sonuçları net olarak gözükemeyebilir. En yüksek düzeyde etki için, mikrobesin öğeleri ve işlevsel bileşenlerin yeterli düzeyde diyet protein ve enerjisi ile birlikte olmasının gerekliliği belirtilmektedir.
  • Supplementasyonun etkinliği çevredeki mikrobiyolojik kontaminasyonlarla azalabilmekte, bozulabilmekte, hatta besin öğesi emilim ve kullanılabilirliğinin bile bozulabildiği bildirilmektedir. Ayrıca besin öğesi etkileşimleri de göz önünde bulundurulmalı, genetik polimorfizm olasılıkları da düşünülmelidir.
  • Birçok ülkede inek sütüne 9. aydan, en iyisi 12. aydan önce başlanılmaması önerilmektedir. Günlük inek sütü tüketiminin 500 mg/gün’ü geçmemesi, gereksinim duyulan diğer besin öğelerinin de karışık beslenmeden karşılanması belirtilmektedir. Fermente süt ürünlerinin de sağlık üzerine birçok olumlu yönleri nedeni ile tamamlayıcı beslenmede yer alması önerilmektedir.
  • Ayrıca sağlık çalışanları ve uzmanlarının, ınfantın beslenmesini geliştirebilecek yeni öneriler getirmekle yükümlü olduklarının altı önemle çizilmektedir.

Uzm. Dr. Ogün KURNE

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ